Yusuf Hayaloğlu Şiirleri

+ Yorum Gönder
3. Sayfa BirinciBirinci ... 234 Sonuncu8Sonuncu9
Şiir Bölümü ve Ünlü Şairlerden Şiirler Bölümünden Yusuf Hayaloğlu Şiirleri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 25
    aSsude
    Usta Üye
    Reklam

    --->: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri

    Reklam



    KOD ADI ; BAHTİYAR


    Geçiyor önümden, sirenler içinde,
    Ah, eller üstünde,
    Çiçekler içinde.
    Tabutunda mor daglarin büyüsü,
    Dudaginda yarim bir sevdanin hüznü;
    Aslan gibi gögsü, türküler içinde.

    Rastlardim avluda, hep volta atarken,
    Cigara içerken
    Yahut coplanirken.
    Sirtini duvara verip öyle tünerdi.
    Kimseyle konuşmaz, dal gibi titrerdi;
    Çocukça sevdigi çiçegini sularken.

    Diyarbakir'liymiş, kod adi: Bahtiyar.
    Suçu saz çalmakmiş, ögrendigim kadar.

    Beni tez saldilar, o kaldi içerde
    Çok sonra duydum ki
    Yozgat’ta sürgünde.
    Ne yapsa, ne etse, üstüne gitmişler;
    Mavi gökyüzünü ona dar etmişler.
    Iki dişi de kirikmiş öldügünde.

    Gazetede çikti, üç satir yaziyla;
    Uzamiş sakali,
    Ve çatlamiş saziyla.
    Birileri ona "ölmedin" diyordu,
    Ölüm ilaninda kan gülüyordu.
    Yüz-yüzeydim, bir devrim enkaziyla.

    Geçiyor önümden, gül yüzlü Bahtiyar.
    Yaraliyim, yerde kalan sazi kadar.



    Yudumla --->: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri Hakkında Konu

  2. 26
    aSsude
    Usta Üye
    MERHABA NALAN


    Merhaba Nalân... bu sen misin,
    Yoksa sen mi sandım;
    Biri çimdiklesin beni...
    Şöyle ışığa gel de göreyim,
    Beni dümdüz eden,
    O yalandan da yalan gözlerini...

    Merhaba Nalân...
    Amortiden mi çıktın güzelim?
    Bak yine şapşal ettin bizi...
    Oysa ne güzel unutmuştuk
    Ve ne güzel sona ermişti,
    O gerzek pembe dizi!..

    Hani, son bölümde sen yamuk yapıp
    Fabrikatör Nubar Bey'in
    Tarabya köşküne gitmiştin...
    Hani, arkadaşım Halit Akçatepe'nin yanında
    Beni acayip refüze etmiştin...
    Ve işte o an gözümde,
    Eskicinin bile almadığı
    Bir eski eşya gibi, bitmiştin!..

    Merhaba Nâlan..
    Pişmanlıklar denizinin biletsiz yolcusu...
    Merhaba, artist olma hayallerinin
    İkinci sınıf karakter oyuncusu!..

    Vay anasını sayın seyirciler,
    Vay anasını be... vay anasını!..
    Bak, şimdi ağlarım ha,
    Tez kapatsın biri,
    Gözlerimin bozuk vanasını!..

    Oysa, o zehir kusan fabrika yolunda
    Beraber ıslanmıştık biz, nice yağmurda.
    Ve o gün, Nubar Bey'in çarpıp kaçtığı
    Bir hayvancağızdı inleyen,
    Yol kenarı çamurunda.

    Ve hep kendine ayırdığın
    O bencil yüreğin,
    Bir de o gariban köpeğe sızlamıştı.
    Ve ben, ilk defa seni böyle bilmiştim,
    Ve damarlarım ilk defa böyle cızlamıştı!..

    Merhaba Nâlan... merhaba!
    Yoksul mahallemizin en havalı kızı.
    Merhaba, yanlış ağlara takılmış
    Muhteşem deniz yıldızı!..

    Ben sana bakınca, dolardım bulut gibi
    Dolardım da bir türlü yağamazdım...
    Sen bana bakınca,
    Bir ağlamak düğümlenir boğazımda,
    Gurur yapar, ağlamazdım...

    Ne düşkündüm sana be!
    Hani hayvanlar yavrusunu yalarmış,
    Aynen öyle...
    Ne tutkuydu bizimkisi be!
    Hani Ferhat dağları nasıl delermiş,
    Aynen öyle...
    Ve o nasıl gidişti be!
    Hani bir tren gelir de üzerinden geçermiş,
    Aynen öyle...

    Of Nâlan of!..
    Sen benim neler çektiğimi bilsen,
    Bunu bilmekten ölürdün...
    Şu kadarını söyleyeyim:
    Hani taş olsan,
    Yani taş olsan;
    Ortadan ikiye bölünürdün...

    Gitme Nâlan, dur!
    Tekrar gitme ne olur!..
    Aldırış etme saçma sapan sözlerime.
    Yoo... hayır, ağlamıyorum,
    Galiba cıgaranın dumanı kaçtı gözlerime.

    Belki de sen haklıydın,
    Bu mahallede ne bahtın açılır,
    Ne de boyun uzardı.
    Üstelik annen ölmüştü
    Ve sokağınız,
    Acını kaldıramayacak kadar dardı...

    Terso gidiyordu herşey...
    Milllet işi-gücü bırakmış,
    Aklını bize takıyordu.
    Altımızda çul yoktu,
    Üstümüzde dam akıyordu.
    Arap kızı camdan bakıyordu...

    Sen gittikten sonra ben,
    Hiç sorma...
    El attığım her işi, çok geçmedi batırdım.
    Çünkü seni unutmanın tek yoluydu;
    Bütün kazancımı şaraba yatırdım.

    Ama gelinliğin duruyor.
    Baba yadigarı cumbalı evi de satmadım.
    Yalanım varsa kalkmayayım şuradan:
    Ben seni bir tek gün,
    Bir tek gün bile unutmadım!..

    Merhaba Nâlan,
    Merhaba üzgün melek.
    Merhaba kadersizim, talihsizim.
    Merhaba titreyen elim, sancıyan belim,
    Ağrıyan dizim, vazgeçilmezim!..

    Ama Necdet Tosun öldü Nâlan,
    Artık yemekleri sen,
    Salatayı da ben yapacağım.
    Sami Hazinses kadar olmasa da
    Bahçeyi sevdiğin çiçeklerle donatacağım.

    Kemal Sunal da öldü Nâlan,
    İyi kalpli amcaları birer-birer uğurladık.
    Ve dünya kirlendi,
    Filmler bozuldu
    O masum sevdalar yaşanmıyor artık...

    Sen varsın, ben varım.
    Bir de, acımasız bir dünya var dışarıda...
    Esas film şimdi başlıyor,
    Ve bütün koltuklar bomboş bu sinemada!..

    Merhaba Nâlan, merhaba!..
    Sen ortada sıçan, ben şaşkın körebe...
    Ulan seviyorum seni be!..
    Ulan, nereden inceldiyse,
    Oradan kopsun be!..


  3. 27
    aSsude
    Usta Üye
    MÜLAYİM

    Yildizlari sen mi yaktin Mülayim
    Ozanlara sen mi kiydin Mülayim
    Bir dikili agaci bile olmadi
    Herkes yedi sen mi doydun Mülayim

    Sert oldun da ne degişti Mülayim
    Mert oldun da ne degişti Mülayim
    Cart curt edip biraz nutuk atsaydin
    Hirt olsaydin yaşardin be Mülayim

    Ormanlari sen mi yaktin Mülayim
    Çetelere sen mi taktin Mülayim
    Düşüneni,yazani ve çizeni
    Zindanlara sen mi tiktin Mülayim

    Köprülerden az mi geçtin Mülayim
    Zemzemlerden az mi içtin Mülayim
    Böyle susmak yakişir mi hiç sana
    Hayatindan vaz mi geçtin Mülayim



  4. 28
    aSsude
    Usta Üye
    NE KALDI

    Ne kaldı senden geriye;
    Birkaç hüzün şarkısından
    Ve göğsü yıpranmış bir sazdan başka?

    Ah, o hazin kalıntısı ömrün..
    Depremlerden arta kalmış bir yağmanın,
    Kararmış, ezik hatırası..

    Sana kul olmuş gözüken,
    Seni yere-göğe koyamayan
    O patlayan avuçlardan ne kaldı;
    Örselenmiş teninden başka?

    Ne kaldı o leş kargalarından,
    Senden geriye ne kaldı?

    Benimse, sana kırılmış yüreğim;
    Ah yüreğim, deli dalgalar denizi,
    Göğsümün kayasını hırpalar durur...

    Ne kaldı senden geriye;
    Horlanmış bir duyarlılıktan
    Ve boşa harcanmış sözlerden başka?

    Ah o yara, gurur yarası...
    İçimiz yangın yıkıntısı, viran;
    İçimiz bir kül tablası..

    Sakin bir çaydım ovada;
    Hiçbir dalı incitmeden akan.
    Dudağımın ucunda kanayan,
    O kekremsi tadından başka,
    Ne kaldı selden ve kasırgadan;
    Senden aldığım ne kaldı?

    Benimse, sana çıldırmış hasretim;
    Ah hasretim, sonsuz ovalar kısrağı,
    Ömrümün çayırını soldurur gibi...


  5. 29
    aSsude
    Usta Üye
    NEYLERSİN


    Bazen acı dinmez, bazen de yağmur
    Sevgilim gülümse, her şey unutulur
    Suskunuz bu akşam üstü
    Hasrete yanmışız, neylersin

    Bir gün, bu mahzun sevdadan geriye
    Kalırsa, sadece o hüzün kalır..
    Sen de anladın ki yapa-yalnızız...
    Buluşmamız yasak,
    Görüşmemiz uzak...
    Devrilmiş kadehler gibi, dönüyor başımız,
    Neylersin...

    Ah güzelim,
    İncinmiş bir sesi vardır yağmurun;
    Yanaklarına vurduğunda hissedersin.
    Ve bir veda sözcüğü, saçlarına,
    Titreyen bir öpücükle dokunduğunda;
    Bu anı dondurmaya yetmez nefesin.
    Bir film sahnesi gibi
    Akar gider ayrılık,
    Neylersin...

    Biz zaten hiçbir romanda
    Kendi hayatımıza rastlamadık.
    Bütün şarkılar bizi yanlış anlatmıştı.
    Ve bütün bulmacalar yarım bırakılmıştı.
    Tenha sokaklarda üşüyüp durdu sırtımız.
    Oysa tuttuğumuz balıkları bile
    Yeniden denize bağışlamıştık.
    Biz, hayata dair
    Hiçbir yanlış yapmamıştık...
    Neylersin...

    Biz bu sonucu haketmedik,
    Hayır, etmedik...
    Ömrümüz bu talana lâyık değildi.

    Bazen acı vurdu, bazen de yağmur
    Hiç gülmedi yüzümüz,
    Hiç büyümedi gülümüz...
    Bizi yalnızca akşamlar kucakladı,
    Biliyorsun,
    Sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz...

    Bir gün, bu öykünün sonuna gelince
    Ansızın desem ki: hoşça kal canım!
    Unutursun,
    Mecburen unutursun...
    Yıldızlar söner, bu aşk da biter!
    Bazı gün hatırlayınca, sessizce ağlarız.
    Neylersin...

    Ah bebeğim, ah..
    Kekremsi bir tadı vardır gözyaşının,
    Dudaklarına sızınca farkedersin.
    İçindeki vurgun aşklar mezarlığında,
    Ayrılık, ölümden üste yazılınca,
    Gideni durdurmaya yetişmez sesin...
    Bir inme gibi dolaşır bedeninde pişmanlıklar,
    Neylersin...

    Biz zaten hiçbir sinemaya
    Tam vaktinde yetişemedik.
    Bütün vapurlar bizden önce kalkmıştı.
    Ve bütün biletler biz gelmeden satılmıştı.
    Boşuna telaşlarda yorduk günlerimizi.
    Oysa Nuh'un Gemisi'nde bile
    Bize yer kalmamıştı.
    Ve hiçbir mutluluğa adımız kaydolmamıştı.
    Neylersin...

    Biz bu aşkı sürdüremezdik,
    İnan, sürdüremezdik...
    Kalbimiz bu heyecana müsait değildi.

    Bize hep acılar kaldı, bize hep yağmur...
    Unutmasan bile artık
    Unutur gibi yapacaksın.
    Ve buruşturup-buruşturup attığım kağıtlarda,
    Hiç bitiremediğim
    Bir şiir olarak kalacaksın...


  6. 30
    aSsude
    Usta Üye
    O VAHŞİ AT


    Bizi güllerin iklimi tüketti..
    Toprağı yaran filize,
    Tarlayı saran suya vurulduk.
    Sevdamızın vahşi atı,
    Alıp başını gitti.
    Bir yaz yağmuru gibi
    Yağdık ve unutulduk..

    Sığ yanlarımız da oldu ara sıra,
    Bazı küçük yalanlarımız..
    El yordamıyla dalarken hayata,
    Bir parça telaş,
    Bir parça ümittik..
    Hiç yetişemedik o vahşi ata..

    O vahşi atla beraber,
    Ah, şu içimizdekiler,
    Sanki sökülürcesine
    Gitti gider,
    Gitti gider..

    Bize bir tek günün çelişkisi yetti..
    Kuşkuyu soran bir göze,
    Dudağı yoran bir söze kırıldık.
    Sevdamızın vahşi atı,
    Tutuştu yelesinden.
    Kaldığı yerden başlanır mı;
    Ateş bağışlanır mı artık?

    Biz hiç ayrılmayız, derken,
    Azar-azar, bir ucundan,
    Aşktı o yitirdiğimiz,
    İnan sevgilim, aşktı..
    Ben sana kıydım,
    Sen bana gücendin..
    Ve durduramadık o vahşi atı..

    O vahşi atın ardından,
    Ah, şu aramızdakiler,
    Hiç yaşanmamışçasına
    Uçtu gider,
    Uçtu gider..


  7. 31
    aSsude
    Usta Üye
    SEN AĞLAMA YAR


    Dağlar beni koy ver gidem yar ağlamasın
    Dizin vurmasın
    Doymadım ömrüme nasıl ölem yar ağlasın
    Gülüm solmasın
    Yollar uzak ben ne edim yar ağlamasın
    Yürek yanmasın

    Ağlama ya sen ağlama
    Gadan belan bana gelsin
    sen ağlama yar
    Gül kırılmasın
    Gönül kırılmasın
    Kar fırtına boran olsun
    Gülüme yağmasın
    Ben öleyim oy ben öleyim
    Bu canıma kurşun değsin
    Dur ben öleyim

    Ağlama yar gel ağlama
    Sana gelen bana gelsin
    Sen ağlama yar
    Gülüm darıldı
    Gönlüm yoruldu
    Kar fırtına boran vurdu
    Gülüm kırıldı
    Ben öleyim oy ben öleyim
    Bu canıma kurşun değsin
    Dur ben öleyim


  8. 32
    aSsude
    Usta Üye
    TEZGAHTAR NEBAHAT


    Tezgahtar bir kızdı o,
    Permalı saçlarıyla.
    Kime baksa gülümserdi,
    Prova ettiği bakışlarıyla.
    Haftalığından ne düşerse,
    Koparıp anasının elinden,
    Konserlere giderdi,
    Çılgın haykırışlarıyla.

    Kır çiçekli bluzuyla
    Poz-poz resimler çektirirdi.
    Keşfedilmek için belki de,
    Hep Beyoğlu'nda gezerdi.
    Her akşam o pop şarkıcı,
    Duvardaki posterden,
    Uzanıp bir rüya gibi,
    Dudağından öperdi.

    Ah Nebahat, hiç görmedi rahat.
    Düşünür, bulamazdı;
    Kimdeydi bu kabahat?

    Tezgahtar bir kızdı o,
    Evi, bir kenar mahallede.
    Altı kardeş, bir de ana-baba.
    Babası, bir iş kazasından
    Kötürüm kalmış bir usta.
    Karı-kumar peşinde,
    Boş vermiş bir abisi.
    Devlete karşı gelmiş,
    Diğer abisi mahpusta.

    O kır çiçekli bluzuyla,
    Artık resim çektirmese de
    Zaman herşeyi eskitti.
    Duvardan söküp posteri,
    Rüyasını sandığa kilitledi.
    Derken, mahalleden biriyle
    Heveslendi evlenmeye;
    Hayırsız çıktı oğlan,
    Zengin bir dula gitti.

    Ah nebahat, ona gülmedi hayat.
    Sonunda anladı ki,
    Kendindeydi kabahat.


  9. 33
    aSsude
    Usta Üye
    VURMA NURETTİN


    Hayatin kiyisinda
    Delinmiş bir kayiksin
    Yanliş yere yanaştin
    Sen bunlara layiksin

    Bu şehre bel bagladin
    Doymadi gitti karnin
    Bir kondu yaptin ama
    Yikildi kaldi yarim

    Vurma Nurettin vurma
    O senin karin
    Bak onlar çocuklarin iftiharin

    Yaşama kavgasinda
    Ne gelirse yutarsin
    Belki firsat çikarsa
    Bir ucundan tutarsin

    Bu şehrin girdabinda
    Kayboldu yogun varin
    Böyle umutsuz olma
    Hele bir olsun yarin


  10. 34
    aSsude
    Usta Üye
    YAĞMUR İÇEN KIZ


    Baldırı çıplak bir akşamüstüydü
    Kime selam verdiysem yüzüme küstüydü.
    Yalnızlığa susmuştum, yağmura üşümüştüm..
    Belli belirsiz ve hiçbir makamsız,
    Hiçbir kelimesiz ve hiçbir anlamsız,
    Kırılgan bir şarkıydı, tılsımına düşmüştüm..
    Ve ben sanki ömrümde yaşamadığım
    Ve yaşamadan yaşlandığım bütün aşkları
    Bu ilk defa karşılaştığım, bu ilk defa yabancı,
    Ve bu son defa tutunduğum kızla bölüşmüştüm..

    Yağmur içen kız.. gece kuşu
    Atmacaya benzer duruşu..
    Bir omuzu el-ense çekerken azraile
    Bir omuzu sokak lambasından da biçare..
    Kimliğini sorarsan;
    Barbar sokakların barbar kızı,
    Ve hortumlu karakolların arsızı..

    O destursuz yağmur, taş gibi iniyordu,
    O fütursuz cadde, pür-telaş deviniyordu.
    Başını çevirip bakıyordu ara sıra
    Hiçbir şey sormadan gidiyordum ardı sıra..
    Bir karyola, bir sobadan ibaret 102 nolu odada
    Buluştu gözlerimiz, sırları dökülmüş tozlu aynada..
    Cebimdeki şişeyi yudumlarken sessizce
    Saçlarını okşadım yavaşça ve teklifsizce..
    Azıcık huylanmıştı, söylemedi ama şaşırmıştı.
    Sanırım ki o, hep değişen tiplere
    Ve fakat hiç değişmeyen triplere alışmıştı..

    Yağmur içen kız.. vahşi kısrak
    Göğsü falçata krizi, öfkesi tavlı bıçak..
    Soluğunda ıslak çimenlerin buğusu
    Soluduğunda kundaklanmış ormanların yalazı.
    Güzelliğini sorarsan;
    Dişleri kar kuşundan da beyaz
    Dudakları vampirden de kırmızı..

    Alışkın bir otel odasıydı, kenarda soba yanıyordu,
    Tutkunun tasma koparan köpekleri
    Arsız bir çarşaf gibi üstümüze abanıyordu..
    Küçücük ama çok küçücük bir ağzı vardı,
    Küçük ama çok küçücük bir öpüşte bile
    Bir vişne ısırığı gibi kanıyordu..
    Çaparinin çengelinde çırpınan çipuranın
    Yakaran gözlerindeki o tarifsiz kederle,
    Bu küçücük ömründe, belki de ilk defa
    Birisinin gözlerine bakmaktan utanıyordu..

    Yağmur içen kız.. kaldırım meleği
    Hüznün yirmidört saatlik beyhude kelebeği..
    Her akşam sunarak kendini hoyrat ağızlara
    Ve her sabah yunarak bedenini yağmurla
    Ve boğarak o narin göğsünde hıçkırıklarını
    Bir çalpara gibi yeniledi kopan yanlarını..
    Yağmur içen kız.. çılgın kedi
    Komalara girdi, jiletler yedi, ölmedi..

    Hiç sormadım adını, kimse de söylemedi.
    Ben şişeyi boşalttım, o ağzını sürmedi.
    Gitme vakti gelince uzatıp küçücük elini
    Hoşçakal, dedi, almadan o malum bedelini..
    Boş bir şişeden daha aptalca ne olabilirdi ki hediye?
    Uzun uzun bakakaldı, bu adam deli mi ne, diye..
    İyi ama bu şişe boş be arkadaş, dedi, bu şişe boş!
    Herşey boş güzelim, dedim, herşey boş!
    Sen de yağmur koyarsın belki bu şişenin içine,
    Ve güneşin ışırsa bir gün, bir yerlerde, bir ihtimal,
    Düşlerini yudumlarsın artık yağmurun yerine..

    Yağmur içen kız.. gönül hırsızı
    Hiç kimseler bilmeyecek sırrımızı..
    Sen tutunmaya çalışırken gecenin eteklerine
    Yine acıtacak güzelliğini, o çirkin maça papazı..
    Ve yine kıyacaksın belki, o incecik bileklerine..
    Yağmur içen kız.. sahipsiz bebek
    Elbette bir gün herkes bir şekilde gidecek.
    Ama bu yağmur var ya, bu yağmur, inan ki
    Nereye gidersen git, hep ardından gelecek..

    Ne zaman tokatlasa yağmurlar penceremi,
    Ne zaman sersem ve buruşuk bir pardösü gibi
    Dökülsem kaldırımlarına bu duman karası kentin;
    Hep o kıza rastlarım, aynı kuytu köşede.
    Gözyaşlarını biriktirir usanmadan
    Düşleriyle aynı şişede..
    Hatırını sorarım, sessizce kaldırır yüzünü,
    Tablolardan çalınmış gizemli bir gülücüktür.
    Yağmur içer yudum-yudum, kanasıya.
    Mezesi, eski bir geceden, vişne yarığı kırmızı
    Ve hala kanayan o vişne ısırığı öpücüktür..

    Yağmur içen kız.. mağrur yürek
    Bu yağmurlar yalan ama ölüm gerçek..
    Sen yine avucunda sakla, çaldırma cevherini.
    Ve sakın gösterme kimseye, o yağmur incilerini
    Hep şarkını söyle; hiçbir kelimesiz ve makamsız,
    Hep orda bekle; bir akşam belki apansız,
    Gelir de alırım şişemi senden geriye;
    O biriken yaşlarını içmek için damla-damla
    Ve geciken bedelini ödemek için kendi hayatımla...



  11. 35
    aSsude
    Usta Üye
    YALNIZCA BİR ANLIK

    Bu derede, bu bulutun gölgesi,
    Yalnızca bir anlıktır.
    Bir daha tekrarlanmaz asla.
    Dere gider bir yana,
    Bulut gider bir yana,
    Sen kalırsın ortada.

    Son vapurda, bir kadına rastlar,
    Kibarca gülümsersin.
    Kaybettin, geri gelmez artık.
    Vapur gider bir yana,
    Kadın gider bir yana,
    Kalbin kalır ortada.

    Yalnızca bir anlıktır mutluluk.
    Sevdalar, heyecanlar;
    Hepsi bir anlık.
    Kalansa, tortusudur hayatın,
    Yalanlar ve acılar;
    Bir de yalnızlık.

    Hey koca Yusuf!
    Yusuf'cuk, ah yusufçuk!

    Rüzgarlara savurdun hep, şarkını.
    Herkesten saklandın,
    Herşeye gücendin durdun.
    Yoruldun,
    İflah etmezsin sen.

    Ömrün gitti bir yana,
    Hüznün gitti bir yana,
    Şiirin kaldı ortada...


  12. 36
    aSsude
    Usta Üye

    --->: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri

    Reklam



    YÜREĞİM KANIYOR

    Sakin göllerin kuğusuyduk,
    Salınarak suyun yanağında.
    Ve okşayarak nilüfer saçlarını gecenin.
    Sonumuzun adım-adım
    Yaklaştığını görürdük...

    Yarılan ekmeğin buğusuyduk;
    Paylaşılan zeytin tanesinin,
    Yüzümüze saldıran yağmur avanesinin.
    Biz hep üşüyen burnumuzu
    Avucumuzda hohlayarak yürürdük.

    Hiçbir hesabımız yoktu kimseyle.
    Hiçbir aykırı yanımız,
    Hiçbir yalanımız...
    Gözüm yaşarıyor,
    Yüreğim kanıyor...
    Olmasaydı sonumuz böyle!..

    Biri, saksımızı çiğneyip gitti.
    Biri, duvarları yıktı,
    Camları kırdı,
    Fırtına gelip aramıza serildi.
    Biri, milyon kere çoğaltıp hüzünleri
    Herşeyi kötüledi,
    Bizi yaraladı...

    Biri şarabımızı döktü,
    Soğanımızı çaldı.
    Biri, hiç yoktan vurdu,
    Kafeste kuşumuzu!
    Ciğerim yanıyor,
    Yüreğim kanıyor...
    Solmasaydı gülümüz böyle!.

    Dağlarda çoban ateşiydik,
    Sarmalayarak acı bir sevda masalını
    Ve hıçkırarak
    Hırçın rüzgarların kavalını...
    Namlunun, bağrımıza
    Sinsice sokulduğunu bilirdik...

    Ceylanın pınara inişiydik,
    Vedalaşan birkaç damla gözyaşının;
    Tenine kan bulaşan
    O masum çakıl taşının...
    Oysa biz dualarımızda hep
    Birbirimizden daha önce
    Ölmeyi dilerdik...

    Bazı sorumluluklarımız vardı,
    Hayata ilişkin.
    Bazı basit sorularımız,
    Anlaşılır bazı sorunlarımız...
    Göğsüm daralıyor,
    Yüreğim kanıyor...
    İncinmeseydi gençliğimiz böyle...

    Birer yolcuyduk,
    Aynı ormanda kaybolmuş.
    Aynı çıtırtıyla ürperen birer serçe.
    Hep aynı kaderde buluşurduk
    Sevmeye tutuklu gibi...

    Birer tomurcuktuk hayatın kollarında.
    Birer çiğ damlasıydık,
    Bahar sabahında,
    Gül yaprağında...
    Dedim ya,
    Hiç yoktan susturuldu şarkımız!
    Yüreğim kanıyor,
    Yüreğim kanıyor...
    Bitmeseydi öykümüz böyle!..



+ Yorum Gönder
3. Sayfa BirinciBirinci ... 234 Sonuncu8Sonuncu9
yusuf hayaloğlu ben deli değilim sözleri,  yusuf hayaloglu ben bir sahil kasabası siiri
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi