Nazım Hikmet Ve Şiirleri

+ Yorum Gönder
3. Sayfa BirinciBirinci ... 234 ... Sonuncu8Sonuncu9
Şiir Bölümü ve Ünlü Şairlerden Şiirler Bölümünden Nazım Hikmet Ve Şiirleri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 25
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Reklam

    --->: Nazım Hikmet Ve Şiirleri

    Reklam



    HAPİSTE YATACAK OLANA BAZI ÖĞÜTLER

    Dünyadan memleketinden insandan
    umudun kesik değil diye
    ipe çekilmeyip de
    atılırsan içeriye
    yatarsan on yıl on beş yıl
    daha da yatacağından başka
    sallansaydım ipin ucunda
    bir bayrak gibi keşke
    demeyeceksin
    yaşamakta ayak direyeceksin.
    Belki bahtiyarlık değildir artık
    boynunun borcudur fakat
    düşmana inat
    bir gün fazla yaşamak.
    İçerde bir tarafınla yapyalnız kalabilirsin
    kuyunun dibindeki taş gibi
    fakat öbür tarafın
    öylesine karışmalı ki dünyanın kalabalığına
    sen ürpermelisin içerde
    dışarda kırk günlük yerde yaprak kıpırdasa.
    İçerde mektup beklemek
    yanık türküler söylemek bir de
    bir de gözünü tavana dikip sabahlamak
    tatlıdır ama tehlikelidir.
    Tıraştan tıraşa yüzüne bak
    unut yaşını
    koru kendini bitten
    bir de bahar akşamlarından.
    Bir de ekmeği
    son lokmasına dek yemeyi
    bir de ağız dolusu gülmeyi unutma hiçbir zaman.
    Bir de kim bilir
    sevdiğin kadın seni sevmez olur
    ufak iş deme
    yemyeşil bir dal kırılmış gibi gelir
    içerdeki adama.
    İçerde gülü bahçeyi düşünmek fena
    dağları deryaları düşünmek iyi
    durup dinlenmeden okumayı yazmayı
    bir de dokumacılığı tavsiye ederim sana
    bir de ayna dökmeyi.
    Yani içerde on yıl on beş yıl
    daha da fazlası hattâ
    geçirilmez değil
    geçirilir
    kararmasın yeter ki
    sol memenin altındaki cevahir.
    [Mayıs 1949]



    Yudumla --->: Nazım Hikmet Ve Şiirleri Hakkında Konu

  2. 26
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    ELLERİNİZE VE YALANA DAİR

    Bütün taşlar gibi vekarlı,
    hapiste söylenen bütün türküler gibi kederli,
    bütün yük hayvanları gibi battal, ağır
    ve aç çocukların dargın yüzlerine benziyen elleriniz.
    Arılar gibi hünerli, hafif,
    sütlü memeler gibi yüklü,
    tabiat gibi cesur
    ve dost yumuşaklıklarını haşin derilerinin altında gizliyen elleriniz.
    Bu dünya öküzün boynuzunda değil,
    bu dünya ellerinizin üstünde duruyor.
    Ve insanlar, ah, benim insanlarım,
    yalanla besliyorlar sizi,
    halbuki açsınız,
    etle, ekmekle beslenmeğe muhtaçsınız.
    Ve beyaz bir sofrada bir kere bile yemek yemeden doyasıya,
    göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.
    İnsanlar, ah, benim insanlarım,
    hele Asya'dakiler, Afrika'dakiler,
    Yakın Doğu, Orta Doğu, Pasifik adaları
    ve benim memleketlilerim,
    yani bütün insanların yüzde yetmişinden çoğu,
    elleriniz gibi ihtiyar ve dalgınsınız,
    elleriniz gibi meraklı, hayran ve gençsiniz.
    İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
    Avrupalım, Amerikalım benim,
    uyanık, atak ve unutkansın ellerin gibi,
    ellerin gibi tez kandırılır,
    kolay atlatılırsın...

    İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
    antenler yalan söylüyorsa,
    yalan söylüyorsa rotatifler,
    kitaplar yalan söylüyorsa,
    duvarda afiş, sütunda ilan yalan söylüyorsa,
    beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,
    dua yalan söylüyorsa,
    ninni yalan söylüyorsa,
    rüya yalan söylüyorsa,
    meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,
    yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,
    söz yalan söylüyorsa,
    renk yalan söylüyorsa,
    ses yalan söylüyorsa,
    ellerinizden geçinen
    ve ellerinizden başka her şey
    herkes yalan söylüyorsa,
    elleriniz balçık gibi itaatli,
    elleriniz karanlık gibi kör,
    elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,
    elleriniz isyan etmesin diyedir.
    Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız
    bu ölümlü, bu yaşanası dünyada
    bu bezirgân saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.
    [1949]


  3. 27
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    JAPON BALIKÇISI

    Denizde bir bulutun öldürdüğü
    Japon balıkçısı genç bir adamdı.
    Dostlarından dinledim bu türküyü
    Pasifik'te sapsarı bir akşamdı.
    Balık tuttuk yiyen ölür.
    Elimize değen ölür.
    Bu gemi bir kara tabut,
    lumbarından giren ölür.
    Balık tuttuk yiyen ölür,
    birden değil, ağır ağır,
    etleri çürür, dağılır.
    Balık tuttuk yiyen ölür.
    Elimize değen ölür.
    Tuzla, güneşle yıkanan
    bu vefalı, bu çalışkan
    elimize değen ölür.
    Birden değil, ağır ağır,
    etleri çürür, dağılır.
    Elimize değen ölür...
    Badem gözlüm beni unut.
    Bu gemi bir kara tabut,
    lumbarından giren ölür.
    Üstümüzden geçti bulut.
    Badem gözlüm beni unut.
    Boynuma sarılma, gülüm,
    benden sana geçer ölüm.
    Badem gözlüm beni unut.
    Bu gemi bir kara tabut.
    Badem gözlüm beni unut.
    Çürük yumurtadan çürük,
    benden yapacağın çocuk.
    Bu gemi bir kara tabut.
    Bu deniz bir ölü deniz.
    İnsanlar ey, nerdesiniz?
    Nerdesiniz?
    [1956]


  4. 28
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    KIZ ÇOCUĞU

    Kapıları çalan benim
    kapıları birer birer.
    Gözünüze görünemem
    göze görünmez ölüler.
    Hiroşima'da öleli
    oluyor bir on yıl kadar.
    Yedi yaşında bir kızım,
    büyümez ölü çocuklar.
    Saçlarım tutuştu önce,
    gözlerim yandı kavruldu.
    Bir avuç kül oluverdim,
    külüm havaya savruldu.
    Benim sizden kendim için
    hiçbir şey istediğim yok.
    Şeker bile yiyemez ki
    kâat gibi yanan çocuk.
    Çalıyorum kapınızı,
    teyze, amca, bir imza ver.
    Çocuklar öldürülmesin
    şeker de yiyebilsinler.
    [1956]


  5. 29
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    SOFRA

    Şu Varna deli etti beni,
    divâne etti.
    Sofrada domates, yeşil biber, kalkan tavası,
    radyoda "Ha uşaklar!" Karadeniz havası,
    rakı kadehte aslan sütü, anason,
    uy anason kokusu!
    Ahbapça, kardeşçe konuşulan dilim...
    A be islâh be, islâh be hâlim...
    Şu Varna deli etti beni
    divâne etti...
    6 Haziran 1957, Varna


  6. 30
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    CEVİZ AĞACI

    Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
    ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
    budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
    Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
    Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
    koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
    Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
    Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
    Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
    Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
    Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.
    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
    1 Temmuz [1957], Balçik


  7. 31
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    SON OTOBÜS

    Gece yarısı. Son otobüs.
    Biletçi kesti bileti.
    Beni ne bir kara haber bekliyor evde,
    ne rakı ziyafeti.
    Beni ayrılık bekliyor.
    Yürüyorum ayrılığa korkusuz
    ve kedersiz.
    İyice yaklaştı bana büyük karanlık.
    Dünyayı telâşsız, rahat
    seyredebiliyorum artık.
    Artık şaşırtmıyor beni dostun kahpeliği,
    elimi sıkarken sapladığı bıçak.
    Nafile, artık kışkırtamıyor beni düşman.
    Geçtim putların ormanından
    baltalayarak
    ne de kolay yıkılıyorlardı.
    Yeniden vurdum mihenge inandığım şeyleri,
    çoğu katkısız çıktı çok şükür.
    Ne böylesine pırıl pırıl olmuşluğum vardı,
    ne böylesine hür.
    İyice yaklaştı bana büyük karanlık.
    Dünyayı telâşsız, rahat
    seyredebiliyorum artık.
    Bakınıyorum başımı kaldırıp işten,
    karşıma çıkıveriyor geçmişten
    bir söz
    bir koku
    bir el işareti.
    Söz dostça
    koku güzel,
    el eden sevgilim.
    Kederlendirmiyor artık beni hâtıraların dâveti.
    Hâtıralardan şikâyetçi değilim.
    Hiçbir şeyden şikâyetim yok zaten,
    yüreğimin durup dinlenmeden
    kocaman bir diş gibi ağrımasından bile.
    İyice yaklaştı bana büyük karanlık.
    Artık ne kibri nâzırın, ne kâtibinin şakşağı.
    Tas tas ışık dökünüyorum başımdan aşağı,
    güneşe bakabiliyorum gözüm kamaşmadan.
    Ve belki, ne yazık,
    hattâ en güzel yalan
    beni kandıramıyor artık.
    Artık söz sarhoş edemiyor beni,
    ne başkasınınki, ne kendiminki.
    İşte böyle gülüm,
    iyice yaklaştı bana ölüm.
    Dünya, her zamankinden güzel, dünya.
    Dünya, iç çamaşırlarım, elbisemdi,
    başladım soyunmağa.
    Bir tiren penceresiydim,
    bir istasyonum şimdi.
    Evin içerisiydim,
    şimdi kapısıyım kilitsiz.
    Bir kat daha seviyorum konukları.
    Ve sıcak her zamankinden sarı,
    kar her zamankinden temiz.
    Pırağ, 21 Temmuz 957


  8. 32
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    SEBASTİAN BAH'IN 1 NUMARALI DOMİNÖR KONÇERTOSU

    Güz sabahı üzüm bağında
    sıra sıra, büklüm büklüm kütüklerin tekrarı,
    kütüklerde salkımların,
    salkımlarda tanelerin,
    tanelerde aydınlığın.

    Geceleyin çok büyük, çok beyaz evde
    her birinde ayrı ışık
    pencerelerin tekrarı.

    Yağan bütün yağmurların tekrarı,
    toprağa, ağaca, denize,
    elime, yüzüme, gözüme
    ve camda ezilen damlalar.

    Günlerimin tekrarı,
    birbirine benzeyen,
    benzemeyen günlerimin.

    Örülen örgüdeki tekrar,
    yıldızlı gökyüzündeki tekrar,
    ve bütün dillerde "seviyorum"un tekrarı,
    ve yapraklarda ağacın tekrarı,
    ve her ölüm döşeğinde acısı tez biten
    yaşamanın.

    Yağan kardaki tekrar,
    incecikten yağan karda,
    lapa lapa yağan karda,
    buram buram yağan karda,
    esen tipide savrularak
    ve yolumu kesen kardaki tekrar.
    Çocuklar koşuyor avluda,
    avluda koşuyor çocuklar.
    İhtiyar bir kadın geçiyor sokaktan,
    sokaktan ihtiyar bir kadın geçiyor,
    geçiyor sokaktan ihtiyar bir kadın.

    Geceleyin çok büyük, çok beyaz evde
    her birinde ayrı ışık
    pencerelerin tekrarı.

    Salkımlarda tanelerin,
    tanelerde aydınlığın.

    Yürümek iyiye, haklıya, doğruya
    dövüşmek yolunda iyinin, haklının, doğrunun
    zaptetmek iyiyi, haklıyı, doğruyu.

    Sessiz gözyaşın ve gülümsemen, gülüm,
    hıçkırıkların ve kahkahan, gülüm,
    pırıl pırıl beyaz dişli kahkahanın tekrarı.

    Güz sabahı üzüm bağında
    sıra sıra, büklüm büklüm kütüklerin tekrarı
    kütüklerde salkımların
    salkımlarda tanelerin
    tanelerde aydınlığın
    aydınlıkta yüreğimin.

    Tekrardaki mucize gülüm,
    tekrarın tekrarsızlığı...

    23 Şubat 1958, Varşova


  9. 33
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    MASALLARIN MASALI

    Su başında durmuşuz
    çınarla ben.
    Suda suretimiz çıkıyor
    çınarla benim.
    Suyun şavkı vuruyor bize,
    çınarla bana.
    Su başında durmuşuz
    çınarla ben, bir de kedi.
    Suda suretimiz çıkıyor
    çınarla benim bir de kedinin.
    Suyun şavkı vuruyor bize
    çınara, bana, bir de kediye.
    Su başında durmuşuz
    çınar, ben, kedi, bir de güneş.
    Suda suretimiz çıkıyor
    çınarın, benim, kedinin, bir de güneşin.
    Suyun şavkı vuruyor bize
    çınara, bana, kediye, bir de güneşe.
    Su başında durmuşuz
    çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
    Suda suretimiz çıkıyor,
    çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün.
    Suyun şavkı vuruyor bize
    çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.
    Su başında durmuşuz.
    Önce kedi gidecek
    kaybolacak suda sureti.
    Sonra ben gideceğim
    kaybolacak suda suretim.
    Sonra çınar gidecek
    kaybolacak suda sureti.
    Sonra su gidecek
    güneş kalacak,
    sonra o da gidecek.
    Su başında durmuşuz
    çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
    Su serin,
    çınar ulu,
    ben şiir yazıyorum,
    kedi uyukluyor,
    güneş sıcak,
    çok şükür yaşıyoruz.
    Suyun şavkı vuruyor bize
    çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.
    7 Mart 1958, Varşova - Şvider


  10. 34
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    KEDERLENİYORUM

    Bir Üsküdar balkonunda guruba karşı demlenir gibi
    bir akşamüstü, Laypzig'te, tramvay durağında
    tadını çıkara çıkara, yudum yudum
    kederleniyorum.
    22 Haziran 1958


  11. 35
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    BÜYÜK İNSANLIK

    Büyük insanlık gemide güverte yolcusu
    tirende üçüncü mevki
    şosede yayan
    büyük insanlık.
    Büyük insanlık sekizinde işe gider
    yirmisinde evlenir
    kırkında ölür
    büyük insanlık.
    Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter
    pirinç de öyle
    şeker de öyle
    kumaş da öyle
    kitap da öyle
    büyük insanlıktan başka herkese yeter.
    Büyük insanlığın toprağında gölge yok
    sokağında fener
    penceresinde cam
    ama umudu var büyük insanlığın
    umutsuz yaşanmıyor.
    7 Ekim, Taşkent, 1958
    BÜYÜK İNSANLIK

    Büyük insanlık gemide güverte yolcusu
    tirende üçüncü mevki
    şosede yayan
    büyük insanlık.
    Büyük insanlık sekizinde işe gider
    yirmisinde evlenir
    kırkında ölür
    büyük insanlık.
    Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter
    pirinç de öyle
    şeker de öyle
    kumaş da öyle
    kitap da öyle
    büyük insanlıktan başka herkese yeter.
    Büyük insanlığın toprağında gölge yok
    sokağında fener
    penceresinde cam
    ama umudu var büyük insanlığın
    umutsuz yaşanmıyor.
    7 Ekim, Taşkent, 1958
    BÜYÜK İNSANLIK

    Büyük insanlık gemide güverte yolcusu
    tirende üçüncü mevki
    şosede yayan
    büyük insanlık.
    Büyük insanlık sekizinde işe gider
    yirmisinde evlenir
    kırkında ölür
    büyük insanlık.
    Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter
    pirinç de öyle
    şeker de öyle
    kumaş da öyle
    kitap da öyle
    büyük insanlıktan başka herkese yeter.
    Büyük insanlığın toprağında gölge yok
    sokağında fener
    penceresinde cam
    ama umudu var büyük insanlığın
    umutsuz yaşanmıyor.
    7 Ekim, Taşkent, 1958


  12. 36
    YapRock
    Forumun Herşeyi

    --->: Nazım Hikmet Ve Şiirleri

    Reklam



    KADINIM BREST'E KADAR

    Kadınım Brest'e kadar benimle geldi,
    indi tirenden peronda kaldı,
    ufaldı, ufaldı, ufaldı,
    uçsuz bucaksız mavilikte buğday tanesi oldu,
    sonra raylardan başka şey göremedim.
    Sonra, Leh toprağından seslendi karşılık veremedim.
    "Nerdesin gülüm, nerdesin?" diye soramadım,
    "Yanıma gel!" dedi, yanına varamadım,
    hiç durmayacakmış gibi gidiyordu tiren,
    boğuluyordum kederden.
    Sonra, kumlu toprakta kar parçaları çürüyordu,
    sonra, birden anladım ki, kadınım beni görüyordu,
    "Beni unuttun mu, beni unuttun mu?" diye soruyordu,
    baharsa çamurlu çıplak ayaklarıyla gökyüzünde yürüyordu.
    Sonra, yıldızlar inip kondu telgıraf tellerine,
    karanlıksa yağmur gibi çarpıyordu tirene,
    kadınım telgıraf direklerinin altında duruyordu,
    koynumdaymış gibi de yüreği küt küt vuruyordu,
    direkler gelip geçiyordu o kımıldanmıyordu yerinden,
    hiç durmayacakmış gibi gidiyordu tiren
    boğuluyordum kederden.
    Sonra birden anladım ki, yıllardır, ama uzun yıllardır bu tirende yaşıyorum.
    - ama, bunu nasıl, neden anladığıma hâlâ şaşıyorum -
    ve hep aynı büyük, aynı umutlu türküyü söyleyerek
    sevdiğim şehirlerle sevdiğim kadınlardan boyuna uzaklaşıyorum
    ve hasretlerini etimin içinde işleyen bir yara gibi taşıyorum
    ve bir yerlere yaklaşıyorum, bir yerlere yaklaşıyorum.
    Mart 1960, Akdeniz


+ Yorum Gönder
3. Sayfa BirinciBirinci ... 234 ... Sonuncu8Sonuncu9
tik tak nazım hikmet
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi